Kimin acısı “hastalık”, kiminkisi sadece “hayatın acısı”dır?
İçindekiler
- 1. Bir Varsayımsal Kurgu Olarak Hastalık ve Ruhsal Bozuklukların Tanımı
- 2. Ruhsal Bozuklukların Sınıflandırılması ve Olası Yaklaşım Noktaları
- 3. Exkurs: Taijin Kyofusho ve Kültürel Görelilik
- 4. ICD-10 Yapısı, Kod Sistemi ve Eleştiriler
- 5. DSM-5: Boyutsal Yaklaşım ve Yaşam Boyu Metastrüktür
- 6. Geleceğin Tanı Paradigması: HiTOP ve RDoC
Kimin acısı "hastalık", kiminkisi *sadece* "hayatın acısı"dır?
Günlük yaşamda herkesin aşina olduğu üzere, kendimizin ya da başkalarının davranış ve yaşantılarındaki “belirginlikleri”, klinik psikoloji ve psikiyatri terminolojilerine yakın kavramlarla adlandırırız, sanarız.
”Bu Kafayı Yemiş!"
"Bu deli ya..”
Kafayı yemiş bu, bunun şöyle bi huyu var…
”Ay o adam çok nevrotik yaa.. Gece 3’te mail atmış…"
"Sınavları yaklaşınca paranoyaklaştı iyice.. Sınav kaygısı var.”
Hepimiz yaptık, yapıyoruz.
- Bu cümleler ne kadar bilimsel? Cevap: Hiç.
Pek de övücü olmayan, incitici ve aşağılayıcı gündelik dil *etiketleri.
Çünkü bu gündelik dil etiketleri ne kesin ayrım yapar ne de bir tanı koyar/koydurur. Bunlar kelimelerin silah gibi kullanılmasının en ucuz yoludur. Düpedüz kabadır. İşin ilginç kısmı: Hepimiz bunları kullanırken, aslında psikolojinin en temel sorularından birine dokunuyoruz:
“Normal” ile “anormal” arasındaki sınır tam olarak nereden geçiyor?
“Sağlıklı ile hasta” veya “klinik olarak anlamlı ile anlamlı olmayan” arasındaki sınırların çizilmesi sorunu.
Psikoloji, bir şeyi ölçmek için genelde eline bir cetvel alır.. Buna boyutsal yaklaşım1 deniyor. Yani insanları, psikometrik olarak geliştirilmiş ölçekler üzerinden değerlendiririz. Puanlar, noktalar, skorlar..
Yani, hastalık sadece bedendeki bir “arıza” değil; biz neye “hastalık” diyorsak, odur.
Biz birisine “hasta” dediğimiz an, o kişiye bir rol ve bir kimlik veririz. Halbuki sağlık dediğimiz şeyin bir ucu laboratuvarda, diğer ucu toplumsal beklentilerde, başka bir ucu da kişinin kendi iç sesinde kaybolur..
“Kendimi berbat hissediyorum ya..” diyen biri hasta mıdır, yoksa sadece hayata mı küsmüştür? Doktor teşhisini mi bekleyelim, yoksa kişinin kendi anlattığına mı inanalım?
Acı çeken herkes hasta mıdır, yoksa hayatın kendisi zaten bi türlü iyileşmeyen bir yara mıdır?
1. Bir Varsayımsal Kurgu Olarak Hastalık ve Ruhsal Bozuklukların Tanımı
Diyelim ki arabanızın motorundan garip garip sesler geliyor.. Tamirciye götürdünüz. Usta sesi dinliyor. Sadece sesten yola çıkaran “Subap ayarı bozulmuş..” diyor. Subap ayarını görmedi bile.. Hastalık da böyledir. Depresyonun sebebinin “depresyon virüsü” diye bir şey olmadığı gibi; belirli belirtilerin (semptomlar: üzüntü, uykusuzluk, isteksizlik) bir araya gelmesine verdiğimiz bir isim. Kesişim kümesi ismi yani.. Bir varsayımsal kurgu2…
Hasta, “Neyim var?” der, doktor, “Depresyon..” der. Doktorun bi şey söylemesi, bir hikayenin oluşması, bazen o kadar işe yarar ki.. İnsan acısına bir isim bulduğu için rahatlar resmen. “Demek depresyondaymışım… Ulan ya.. Neyse, delirmiyormuşum en azından!” Bu arada, hasta hep aynı hasta, değişenler etiketler. Yıllar içinde de değişiyor bu etiketler. Şimdilerde “yaygın anksiyete bozukluğu” dediğimiz şey, 1980’lerde “anksiyete nevrozu”ydu.
Bu ilerleme midir? Evet, tedavi de teşhis de gelişiyor çünkü. Ama bir kibir tarafı da vardır: Bugün doğru sanılanların yarın kullanılmaz olması durumu. Klinik psikoloji bu noktada, mevcut durumda, mevcut açıklamalara göre yeni anlayışlar getirmeye devam edecek. Burdaki kıstas: bu yeni anlayışların asla gerçekliğin ta kendisi sanılmamasıdır.
Ruhsal Bozuklukların Tanımı
Bir insana dört ayrı katmandan bakılır: Duygular, düşünceler, davranışlar, biyoloji.
Duygular Kişi ne hissediyor? Üzgün mü? Öfkeli mi? Korku, neşe.. Bu duyguların yoğunluğu ne? Ne kadar sürüyor?
Düşünceler Bu kişi nasıl düşünüyor? Neyi yargılıyor, nasıl yargılıyor, nasıl öğreniyor, nelere önem veriyor? Depresyondaki birisi sürekli “değersizim” diye düşünürken, kaygılı biri “tehlikedeyim” diye tetikte bekler.
Davranış Kişi ne yapıyor? Aşırı yemek mi yiyor, sosyal ortamlardan kaçıyor mu, kendine zarar veriyor mu? Davranış, iç dünyanın dışa vurumudur.
Biyoloji Yani beden. Kalp atışı, terleme, kas gerilimi, beyin kimyası, genetik yatkınlık..
Bu dört katman iç içe geçer, bağımsız değiller. Depresyondaki birinin düşünceleri karamsardır, bu duygularına yansır, yataktan çıkmaz, uyku ve iştahı bozulur. Hepsi birbirini besler.
Bir yakının ölümüne duyulan yas normaldir. Ama iki yıl boyunca hiç iyileşmemek de normal değildir. DSM-5’e göre bu dört katmanda görülenler, kişinin hayatını önemli ölçüde zorlaştıracak kadar şiddetliyse ve kültürel/sosyal olarak da “normal” kabul edilen bir tepki değilse, o zaman “ruhsal bozukluk”tan bahsetmeye başlayabiliriz.
Burda bilimin şu anda bulunduğu konumdan dolayı farkında olmamız gereken bir kritik nokta var: **Günümüzde hiçbir ruhsal bozukluğu, kan testi ya da beyin taramasıyla falan kesin olarak teşhis edemiyoruz.** Depresyona “serotonerjik” deriz ama teşhisini koymak için serotonine bakmayız, o noktada değiliz daha. Henüz hâlâ semptomlara, anlatılanlara ve gözlemlere güveniriz.
DSÖ, 1948’de sağlığı “sadece hastalık olmaması değil, tam bir fiziksel, ruhsal ve sosyal iyilik hali” olarak tanımlar. Bu tanım o kadar geniştir ki, pratikte hiç kimse tam anlamıyla “sağlıklı” olamaz. Bu tanıma uyan tek bir insan bile yok belki de.. Taa o günden beri hepimiz “biraz hasta” sayılıyoruz aslında.
Klinik psikoloji biraz da burda “tıkanıyor”: ne biyolojik indirgemeciliğe teslim olabiliyor.. ne de “sosyal inşa”cılıkta kalabiliyor. İkisi arasında sıkışmış, elinde bi semptom listesi.. Bir insanın acısını etiketlemeye, anlamlandırmaya çalışıyor. Ve her vaka ile tekrar tekrar hatırlıyoruz: Ruhsal bozukluk sadece bir “arıza” değil, aynı zamanda bir “yorum”dur. Bizden önce var olan acıyı, kendi kelimelerimizle anlatırız.
2. Ruhsal Bozuklukların Sınıflandırılması ve Olası Yaklaşım Noktaları
Sınıflandırma neden önemli? Herkesin aynı dili konuştuğunu düşünelim ama herkes kafasına göre kelimeler kullanıyor. Sınıflandırmanın yapmayı hedeflediği şey ortak dil yaratmak. Yani, kütüphanedeki kitapların raflarda düzenli bir şekilde durması gibi; kitaplar olmasa da hayat devam etmez mi? Eder.. Ama kitapları rafa dizmezsen kimse istediğini okuyamaz. “Sınıflandırma” düzenin ismidir. Kitapların kendisi değil yani..
Bir insanı anlamak için onu önce bir kutuya koymamız gerekir… “Depresyon”, “Locked-in sendromu”, “şizofreni” gibi kutular. Bu kutular o acının kendisi değil fakat onu anlamlandırma çabamızın bir “izdüşümüdür”. Bu kutular olmasaydı bilim yapmak imkansızlaşırdı: tedavi geliştiremezsin, konuşamazsın, “aynı” şeyden bahsedemezsin.
Olası Yaklaşım Noktaları
Diyelim ki bir kitaplığınız var, kitapları nasıl sınıflandırırsınız? Yazarların soyadına göre mi? konuya göre mi, yayın yılına göre mi? Yoksa direkt kapağının rengine göre mi? Bu yaklaşımların hepsinin kendine göre avantajları ve dezavantajları vardır. Ruhsal bozuklukları sınıflandırırken de durum benzer.
— Semptomlara göre mi? Kişi ne hissediyor, nasıl davranıyor? Mesela: “Kişi üzgün mü? İsteksiz mi? Uyuyamıyor mu? İşte depresyon!” Ama sorun şu ki… aynı semptomlar farklı şeylerin habercisi olabilir. Aynı hem gripte hem de zatürrede ateşinin çıkabilmesi gibi. Sırf semptomlara bakarsak, yanlış teşhis kaçınılmaz.
— Zamansal seyrine göre mi? Hastalık ne zaman başladı, ilerleyişi nasıl, krizler halinde mi, kronik mi? Bu da her derde deva değil; bazı hastalıklar başlıyor, duruyor, nüksediyor, bazısı hiç durmuyor.. Bu yüzden seyir her zaman net bir rehber olamıyor.
— Nedenine (etiyoloji) göre mi? Genetik mi, travma mı, biyokimyasal bi dengesizlik mi? Nedenleri (etiyoloji3) bilmek harika olurdu tabi.. ama bildiğimizi sandığımız çoğu şey aslında sadece hipotez.
— Yoğunluğuna göre mi? Hafif, orta, ağır? Yoğunluğu kıstas olarak koyduğumuz zaman “Ne kadar?” sorusunu da sormamız gerekir. Ama “hafif depresyon” ile “ağır depresyon” arasındaki sınır, yine bir uzlaşının sonucudur. 10 üzerinden kaç alırsan “ağır” sayılırsın, kime göre?
— Güvenilirliğine göre mi? Bu tanı ne kadar kesin konabiliyor? İki ayrı doktor aynı hastaya bakıp aynı teşhisi koyabiliyorlar mı? DSM-III’ün asıl kritik başarısı buydu: Semptomları ve tanıları o kadar net ve operasyonel4 hale getirdi ki, artık birbirinden habersiz bambaşka klinisyenler artık aynı dili konuşuyor. Ama bu, gerçekten de doğru oldukları anlamına gelmekten ziyade, aynı yanlışı hep beraber yapabilmemizi sağlar.
Bu ölçütlerin hepsi tarih boyunca denenmiştir. Her biri bir döneme damgasını vurdu. Kimi zaman biri ağır bastı, başka zaman bi diğeri. Bugün ise hepsini bir arada kullanmaya çalışıyoruz. Bunun bedeli de, sistemin sürekli daha karmaşık, birbirine dolanık ve ağır hale gelmesi. DSM-III ile birlikte “Ne olduğunu tam bilmiyorum ama tarif edebiliyorum” denebilmiştir ve bu bragmatik bir çözümdü, baya da işe yaradı.
DSM-III, Amerikan Psikiyatri Birliği’nin (APA) eseriydi, ve dünya bildiğimiz üzere sadece ABD’den ibaret değil. Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO/DSÖ) kendi sistemi vardı zaten: ICD (International Classification of Diseases). 1893 yılında ölüm sebeplerini kaydetmek için başlamıştı bu iş, zamanla tüm hastalıkları kapsadı. ICD, dünyadaki hastanelerin “ortak dilidir”. Bir Meksikalı doktor “F60.31” yazdığında, bir Rus doktor tam olarak neyin kastedildiğini bilir. O “F60.31” kodu sigortaya gider, hastaneye gider, istatistiğe gider. Ama hastanın kendisine dönmez… Bozukluk, kodalara sığmayacak kadar taşkındır.
Ama, ICD’nin asıl gücü, herkes tarafından kullanılmasındadır: Bir hasta Japonya’da F32.1 alırsa, Türkiye’de de aynı kodu görür, Singapur’da da. Psikiyatrist de aynı kodu kullanır, stajyer hekim de. Herkes tarafından kullanılmasının bedeli de gevşeklik. ICD’nin tanımları DSM’ye göre daha yoruma açık, daha gevşektir.
Araştırmacılar daha çok DSM’yi tercih ederken, klinikçiler ICD’ye adeta mahkûmdur.
3. Exkurs: Taijin Kyofusho ve Kültürel Görelilik
Exkurs: Taijin kyofusho Japonya’da taijin kyofusho5 denilen bir şey var. Kelime anlamı: “kişilerarası ilişkilerde aşırı utanma bozukluğu”. Batılı bir psikiyatrist, ya da günlük yaşamda insanlara etiket yapıştırmakla meşgul olan birisi, bunu duyduğunda muhtemelen “Haa, bu sosyal fobi işte ya! Anksiyete var!” falan der. Ama iş öyle değil.
Sosyal fobide, kişi kendini rezil olmaktan, utanç duymaktan korkar. “Salak gibi görüncem.. Ya rezil olursam?” Korkusu ben merkezlidir.
Taijin’de ise korku, başkalarını rahatsız etmek, gücendirmek, utandırmak üzerinedir. “Salak gibi görüncem.. Ya insanlar rahatsız olursa?” Korkusu öteki merkezlidir.
Japon bir hasta, “Eğer göz teması kurarsam, karşımdaki kişi benim kendime güvensiz olduğumu düşünüp rahatsız olur mu?” diye endişelenirken, batılı bir hasta “Göz teması kurarsam, karşımdaki kişi **beni yetersiz görür mü?” diye endişelenir…
Aynı değil. Ama DSM-5’te taijin kyofusho’yu “sosyal anksiyete bozukluğu” diye kodlarsan, hastanın derdini anlamazsın. Çünkü onun acısı, batılı bireyci kültürün acısı değil, kolektivist bir kültürün acısıdır ve DSM’in o acıya uygun bir kodu ya da tanısı yoktur.
Batı merkezli bireyci kültürün ürünleridir yani ICD ve DSM. Her hastayı, her acıyı ille evrensel bir kalıba sokma gayesi içindedirler. Fakat, insan acısı kültürden kültüre çok biçim değiştirir.
Evrensel olan bir şey varsa o da acının varlığıdır. Ama o acının nasıl yaşandığı, neden ortaya çıktığı, hangi “ritüel” ile iyileştiği ve amacı, hepsi kültüre özgüdür.
Exkurs bitti.
Kültürel Anksiyete Matrisi: Sosyal Fobi vs. Taijin Kyofusho
• Temel Duygu: Bireysel Utanç ve Yargılanma • Bilişsel Şema: Performans Başarısızlığı Korkusu • Kültürel Zemin: Bireyci / Öz-Yetkinlik Baskısı DSM Kodu: 300.23 (Sosyal Anksiyete) DOĞU / TAİJİN KYOFUSHO (TKS) Odak Noktası: "Öteki-Merkezli" Tehdit "Bakışımla başkasını rahatsız eder miyim?"
• Temel Duygu: Grubu Huzursuz Etme Suçluluğu • Bilişsel Şema: Sosyal Uyumu Bozma Dehşeti • Kültürel Zemin: Kolektivist / Grup Harmonisi DSM Karşılığı: Doğrudan Kod Yok (CFI Gerekir) Batı tıbbının ben-merkezli sosyal anksiyete tanımı ile Doğu Asya’nın öteki-merkezli kişilerarası dehşet sendromu (Taijin Kyofusho) arasındaki derin kültürel ve fenomenolojik ayrımı gösterir.
Kirmayer, L. J. (1991). The place of culture in psychiatric nosology: Taijin kyofusho and DSM-III-R. The Journal of Nervous and Mental Disease, 179(1), 19–28. https://doi.org/10.1097/00005053-199101000-00005
4. ICD-10 Yapısı, Kod Sistemi ve Eleştiriler
ICD-10 Yapısı ve Kod Sistemi DSÖ tarafından tasarlanmış olan ICD-10, tüm hastalıkları ve ölüm sebeplerini standart bir dil altında toplamayı hedefler. Ruhsal bozukluklar bu devasa kütüphanenin beşinci bölümünde, F00-F99 kod aralığındadır.
Bu sistem, hiyerarşik mantıkla çalışır. Bilgisayardaki klasör içindeki klasörler gibi düşünebiliriz; her adımda odağı daraltarak daha spesifik tanıya ulaşırsın.
Blok seviyesi, çift basamak Klasörün kapağı. F4 dendiğinde, nevrotik, stresle ilişkili ve somatoform bozuklukları kastederiz.
Kategori seviyesi, üç basamak Klasörü açarız. Mesela F40, korkunun belli nesnelere yöneldiği fobik anksiyete bozukluklarına işaret eder.
Subkategori seviyesi, dört basamak Detaya indik. F40.1 kodu bizi direkt Sosyal Fobi’ye götürür.
Ek özellikler, beşinci basamak İyice detaya ineriz. F40.10 kodu, durumun arkasında bir panik bozukluk olup olmadığını gösterir.
Tabii bildiğimiz üzere insan canlısı ve onun zihni her zaman böyle net çekmecelere sığmaz. Bu gri bölgelerde sistemin kurtarıcısı olan “NOS”6 (Not Otherwise Specified / Başka Şekilde Sınıflandırılmamış) kodları devreye girer.
ICD-10 Eleştirileri Nereye giderseniz gidin, sınıflandırma sistemlerinin kendilerini “tüm değerlerden arınmış!”, “nesnel bilimsel harita”, “objektifliğin nur çeşmesi” olarak pazarlasa da, felsefe ve pratik uygulama arasındaki uçurum ağır krizler doğurur. Klinikte ortak bir dilin yaratılması kaosu engellemiş olsa da:
- Kodlar hastaya değil, sisteme yarar.
Amaç; İstatistiksel, idari ve finansal süreçlerin standart şekilde yürümesini sağlamaktır. Bir hastaya F20.1 (Dezorganize Şizofreni) kodunu verdiğinizde, bu kod hastanın yaşadığı kırılmanın tüm nüanslarını yansıtmaz. Onun yerine sağlık sistemine, sigorta şirketine ve veri tabanına şunu der: “Bu bireyin tedavisi için şu protokoller bu bütçe çerçevesinde uygulanabilir.” Böylece tanı süreci, acının anlamlandırılmasından çıkıp, resmi kurumların kullandığı bürokrasi diline dönüşür.
- Camdan hasta
Sağlık sistemlerinin dijitalleşmesiyle birlikte ciddi bir gizlilik ikilemi oluşmuştur. Bireyin mahrem tanı kodlarının, tedavi süreçlerinin ve geçmişinin birer veri noktası haline gelmesi ve bu hassas verilerin sigorta şirketleri veya gelecekteki işverenler tarafından erişilebilir olması, hastalar üzerinde damgalanma korkusu yaratır.
- Kültürel körlük
Daha önce de dediğimiz gibi, ICD ve DSM gibi sistemler batı merkezli ve kökenli. Bireyci kültürler. Ve bu kılavuzlar, kendi kültürel kabullerini “evrensel insan doğası” gibi sunma eğilimindedir. Daha önce bahsettiğim Taijin Kyofusho örneği de bu körlüktür işte.
- Bir komitenin oy çokluğu
Ruhsal bozuklukların sınırları, somatik hastalıklar gibi kesin olarak çizilemez. Bu sınırlar, periyodik olarak bir araya gelen bilimsel komitelerin uzlaşıları ve oylamaları sonucunda belirlenir. Bu durumdan ortaya çıkan; tanıların zamanın ruhuna ve toplumsal normlara ne kadar sıkı sıkıya bağlı olduğunu gösterir. Mesela eski ICD sürümlerinde eşcinsellik bir hastalık olarak yer alıyordu. Sonrasında çıkartıldı..
5. DSM-5: Boyutsal Yaklaşım ve Yaşam Boyu Metastrüktür
2013 yılında yayınlanan DSM-5 ile birlikte, DSM cephesinde büyük ve kökten değişimler oldu. DSM-3 ve DSM-4’ün asıl olayı olan beş eksenli sistem DSM-5 ile birlikte tamamen yürürlükten kaldırılmıştır. Klinisyenler eskiden hastayı beş farklı katmanda (Klinik bozukluklar, kişilik bozuklukları, somatik durumlar, psikososyal stresörler ve GAF skoru) kodluyordu.
Peki bu yapı ne diye durduk yere çöpe atıldı?
- Yapay sınırlar çöktü. Mesela, klinik ve kişilik bozuklukları arasındaki sınırların tamamen yapay olması, klinik gerçekliğin doğasına aykırıydı.
- GAF Skoru: Hastanın semptom şiddeti ile hayata tutunma (işlevsellik) düzeyini kalkıp tek bir sayısal puan ile betimlemeye çalışmak.. Klinisyenlerin adeta akıl tutulması yaşamasına sebep oluyordu. DSM-5’te böyle bi puan bulamazsınız, gerçi onda da “şimdilik” daha objektif ve yapılandırılmış olan WHODAS 2.07 denen bir şey geldi.
— DSM-5, monoton ve olduğu yerde sayan bir sınıflandırma yerine, bozuklukları bireyin yaşam seyri boyunca dizen bir metastrüktür benimsiyor. Çocukluktan yaşlılığa doğru akan bir zaman çizelgesine sahip.
Mesela DSM-4’teki keskin kategori ayrımları tamamen kaldırıldı. Eskiden: otistik bozukluk, asperger sendromu, atipik otizm gibi tanımları çok daha fazla duyarken, artık yeni anlayış bu alt grupların sınırlarının son derece belirsiz olduğunu söyler ve böylece hepsi tek bir spektrum altında: Otizm spektrum bozukluğu.
DSM-5 aynı zamanda kültürel farklılıkları tanı süreçlerinin içine yedirmeye çalışmıştır. Klinisyenin hastanın kültürel kimliğini, acıyı kavrayış biçimini ve yardım arama davranışlarını sistematik olarak sorgulayabilmesi için Kültürel Formülasyon Görüşmesi (Cultural Formulation of Interview / CFI)8 isminde yapılandırılmış bir klinik rehber el kitabı eklemiştir.
DSM 20 yılda bir kapağı açılan ve güncellenen bir kitap değildir; yaşayan bir belge gibi görmeli onu. Mesela 2013’te çıkan DSM-5’ten sonraki 10 yıllık bilimsel birikimi entegre etmek için 2022 yılında DSM-5-TR güncellemesi geldi. Burdaki TR, Türkiye/Türkçe demek değil.. Text Revision anlamında.
6. Geleceğin Tanı Paradigması: HiTOP ve RDoC
Özetle, dün psikanalizin kavram dünyasında “anksiyete nevrozu” dediğimiz duruma, bugün deskriptif psikiyatrinin diliyle “yaygın anksiyete bozukluğu” diyoruz. Yarın nörobilimin kelimeleriyle ne diyeceğimiz tamamen merak konusudur.
Bugün geleneksel kategorik sistemlerin sınırları zorlanırken, geleceğin tanı felsefesini şekillendiren iki güçlü alternatif belirmektedir:
-
HiTOP (Hiyerarşik Psikopatoloji Taksonomisi / Hierarchical Taxonomy of Psychopathology)9 Ruhsal bozuklukları yapay sınırlarla bölmek yerine, en küçük semptomlardan başlayıp en üstte genel bir psikopatoloji faktörüne uzanan, tamamen ampirik ve hiyerarşik bir matris sunar.
-
RDoC (Araştırma Alanı Kriterleri / Research Domain Criteria)10 Geleneksel klinik tanıları bi kenara koyar. İnsan beyninin ve zihninin temel 5 işlevsel alanını; genetiği, molekülleri, nöral devreleri, fizyolojiyi ve davranışı çok katmanlı bir şekilde incelemeyi hedefler. Amacı, tanıları semptomların kaba toplamına göre değil, beynin işlevsel devrelerindeki aksaklıklara göre yeniden tanımlamaktır.
Geleceğin Tanı Paradigması: DSM vs. HiTOP vs. RDoC
Psikopatolojinin anlaşılmasında geleneksel kategorik model (DSM-5), ampirik-boyutsal spektrum modeli (HiTOP) ve transdiyagnostik biyolojik devreler modeli (RDoC) arasındaki kuramsal dönüşümü modeller.
Kotov, R., et al. (2017). The Hierarchical Taxonomy of Psychopathology (HiTOP): A dimensional alternative to traditional nosologies. Journal of Abnormal Psychology, 126(4), 454–477. https://doi.org/10.1037/abn0000258
Sınıflandırma sistemleri, insan zihninin derin ve karmaşık “acısını” ortak bir dille anlayabilmek için yine insan zihni tarafından çizilmiş “haritalardır”. Harita arazinin kendisi değildir, teori biter, maruz kalma başlar.
Tanımlar, kodlar, sistemler… Hepsi de bilimin ilerleyişiyle birlikte değişmeye, darmadağın olmaya ve yeniden yaratılmaya mahkûmdur.
İnsanın o hakiki ve varoluşsal acısı her zaman baki kalacaktır…
Kaynaklar
- American Psychiatric Association. (2013). Diagnostic and statistical manual of mental disorders (5th ed.). American Psychiatric Publishing. https://doi.org/10.1176/appi.books.9780890425596
- Insel, T., Cuthbert, B., Garvey, M., Heinssen, R., Pine, D. S., Quinn, K., Sanislow, C., & Wang, P. (2010). Research Domain Criteria (RDoC): Toward a new classification framework for research on mental disorders. American Journal of Psychiatry, 167(7), 748–751. https://doi.org/10.1176/appi.ajp.2010.09091379
- Kirmayer, L. J. (1991). The place of culture in psychiatric nosology: Taijin kyofusho and DSM-III-R. The Journal of Nervous and Mental Disease, 179(1), 19–28. https://doi.org/10.1097/00005053-199101000-00005
- Kotov, R., Krueger, R. F., Watson, D., Achenbach, T. M., Althoff, R. R., Bagby, R. M., … & Zimmerman, M. (2017). The Hierarchical Taxonomy of Psychopathology (HiTOP): A dimensional alternative to traditional nosologies. Journal of Abnormal Psychology, 126(4), 454–477. https://doi.org/10.1037/abn0000258
- World Health Organization. (1992). The ICD-10 classification of mental and behavioural disorders: Clinical descriptions and diagnostic guidelines. World Health Organization.
- World Health Organization. (1948). Constitution of the World Health Organization. WHO.
Footnotes
-
Boyutsal Yaklaşım (Dimensional Approach): Psikopatolojik durumları katı “sağlıklı vs. hasta” kategorileri yerine, semptom şiddetinin ve psikolojik değişkenlerin sürekli bir spektrum ve skor üzerinde dağıldığını savunan ölçüm modeli. ↩
-
Hipotetik Yapı / Kurgu (Hypothetical Construct): Doğrudan fiziksel olarak gözlenemeyen (örneğin zekâ, depresyon, anksiyete), ancak gözlenebilir davranışsal ve duygusal semptomların bir aradalığından çıkarsanan kuramsal kavramsal yapı. ↩
-
Etiyoloji (Etiology): Bir hastalığın, bozukluğun veya patolojik tablonun ortaya çıkışına zemin hazırlayan biyolojik, genetik, psikososyal ve çevresel nedenlerin tümü. ↩
-
Operasyonel / İşevuruk Tanımlama (Operational Definition): Soyut bir kavramı (örneğin depresif çökkünlük), somut, gözlenebilir ve ölçülebilir kriterlerle (örneğin günde 5 saatten az uyuma, iştah kaybı) tanımlama yöntemi. ↩
-
Taijin Kyofusho / TKS (Interpersonal Fear Disorder): Japonya ve Doğu Asya kültürlerinde görülen; bireyin kendi beden dili, bakışları veya kokusuyla başkalarını rahatsız edeceği, utandıracağı veya inciteceği dehşetiyle karakterize öteki-merkezli sosyal anksiyete tablosu. ↩
-
NOS Kodları (Not Otherwise Specified / BŞB): Hastanın gösterdiği klinik tablonun genel bir bozukluk grubuna girmesine rağmen, özgül alt tanı kriterlerinin tamamını karşılamadığı durumlarda kullanılan geçiş kategorisi. ↩
-
WHODAS 2.0 (World Health Organization Disability Assessment Schedule): DSÖ tarafından geliştirilen; bireyin 6 temel yaşam alanındaki (biliş, hareketlilik, öz-bakım, insan ilişkileri, yaşam aktiviteleri, toplumsal katılım) işlevsellik kaybını ölçen standart değerlendirme ölçeği. ↩
-
Kültürel Formülasyon Görüşmesi / CFI (Cultural Formulation Interview): DSM-5’te klinisyenin hastanın kültürel kimliğini, acıyı kavrayışını ve sosyal bağlamını 16 yapılandırılmış soruyla sistematik olarak araştırmasını sağlayan kılavuz. ↩
-
HiTOP (Hierarchical Taxonomy of Psychopathology): Psikopatolojiyi yapay kategorik sınırlar yerine, semptom düzeyinden en üstteki genel faktöre (p-faktörü) kadar hiyerarşik boyutlar ve spektrumlar halinde düzenleyen modern ampirik sınıflandırma sistemi. ↩
-
RDoC (Research Domain Criteria): ABD Ulusal Ruh Sağlığı Enstitüsü (NIMH) tarafından geliştirilen; psikopatolojiyi geleneksel tanı kategorileri yerine, beynin temel işlevsel nöral devreleri (negatif değerlik, pozitif değerlik, biliş vb.) ve biyolojik düzeyler üzerinden inceleyen translasyonel çerçeve. ↩